Sponsorlu Bağlantılar

Her zaman ilklerin unutulamayacağından dem vurulur. İlk öpücük, ilk sevgili, ilk yolculuk vesaire diye sıralanan uzunca bir listesi vardır herkesin. Sahip olduğu ve sevdiği pek çok şeyi içine sığdırdığı listede pek çokları, üzücü olanları ayıklar ve bir kenara koyar. Ancak kimileri için ilkler çok güzel şeylerle dolu değildir. İlk ayrılık, ilk gözyaşı, ilk kaza, ilk ölüm gibi hayatın diğer tarafına ait anılar da bu unutulmayanların içinde birikir durur. Biriktirmeyi ve geçmişine dönüp bakmayı seven insanoğlu lazım oldukça çıkarır anılarının arasından yaşanmışlıklarını, deşer durur her şeyi. Melankoli denilen şey de biraz bununla ilgilidir. Geçmişe sırtını dönemeyenle yaşadığı her şeyi ilk dediği anlarla özdeşleştirir, kıyaslar, hesaplar, çarpar, böler ve aslında her yaşadığı anı biraz daha mahveder. Geçmiş ayak bağı gibi dolanır durur ayaklarına ve kimse de o bağı çözüp yola devam etmeyi akıl etmez.  Tam olarak özgür olamadan yolda yürümeye çalışan zincirli mahkumlar gibidir herkes de, haberi yoktur çoğu zaman durumundan.

Aslında bize öğretilen pek çok bilginin eksik ya da yanlış olduğunu biraz da büyüyünce anlıyor insan. Büyüyüp de şöyle aynaya baktığında, bir yeri ağrıdığında, hastalığı geçtiğinde veya düşüp düşüp kalktığında öğrendiklerinin pek çoğunun eksik gedik bilgiler olduğunu daha iyi bir anlıyor. İlkler unutulmaz ya hani, her bir anımızın çetelesini tuttuğumuz o defter aslında koca bir yalan. İlk diye bir şey yok. Her an, sonsuz kere yaşanan ilklerle dolu. Hayat her gün insanlara her şeye yeniden başlamak için sonsuz fırsatlar sunarken, kimin umurunda olur ki geçmişteki tozlu defterler? Her gün kendini yeniden var etmen için sayısız armağanla doluyken, ardına değil önüne bakarak yürü ve çık sokağa, karış hayata. İşte tam da şimdi yeni bir ilk daha kat hayatına, kendinle ol, kendine sarıl ve tekrar et: “Her gün ilk günü hayatımın. Ne dün, ne de yarın, tüm hayatım nefes aldığım şu anım.”

 

Sponsorlu Bağlantılar